GENEL BİLGİ ve rejimin iddiası
Zekeriya Bitmez Devlet Demiryollarından emekli olmuştu, evli ve 4 çocuk babasıydı. 15 Temmuz gecesi İstanbul’daydı. Darbeci olduğu iddia edilen askerlerin eylemleri sonucunda vefat ettiği söylendi. Ancak sonuçlanan soruşturma ve yargılamalar maktulün ölümünün 15 Temmuz olaylarıyla ilgisinin olmadığını ortaya koydu.
GERÇEK ÖLÜM SEBEBİ
Aşağıda yer alan görselde belirtildiği gibi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İstanbul Emniyeti TEM Şubeye yazdığı yazıda maktulün ölümünün kalp ve damar rahatsızlığına bağlı olduğu ifade edilmiştir. Sonrasında İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan iddianamede maktulün adına yer verilmiş ve zorlama bir yorumla alçak uçuş yapan F16 ların sonik patlaması sonucu yüksekten düştüğü iddia edilmiştir. Tabi bunu ispat edecek bir delil olmadığından herhangi bir sanık için ceza talep edilmemiştir. Halihazırda maktul Halil İbrahim Yıldırım’ın ölümü kapsamında yargılanan veya hüküm giyen bir sanık bulunmamaktadır.
Devam eden süreçte Genelkurmay Çatı Davası adıyla sözde darbeyi planladıkları ve uyguladıkları iddiasıyla Yurtta Sulh Konseyi üyesi olduğu öne sürülen askerlerin yargılaması yapıldı. Bu yargılamada Yurtta Sulh Konseyinin varlığı temellendirilemediği gibi birçok hukuk faciası yaşandı. Adı geçen maktul örneğinde olduğu gibi, yerel savcılık incelemesiyle 15 Temmuz kapsamında kovuşturmaya gerek olmadığı tespit edilen maktuller için Çatı mahkemesinde sözde konsey üyelerine müebbet istendi. Bu skandal olayın arkasında, 15 Temmuz gecesi yaşanmamış olayları yaşanmış gibi tutanak altına alan Savcı Serdar Coşkun vardı. Tabi iddianameye delil olmaksızın sadece isimlerin konması, mahkemece yetersiz görülerek sözde konsey üyesi askerler bu ölümlerden muaf tutularak dosyanın tefrikine (ayrılmasına) karar verildi. Tefrik edilen davaya ait Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi 2019/9 Esas sayılı tensip zaptında, bu ölümlerle ilgili 15 Temmuz kapsamında kamu davası açılmadığını görülmüştür.
Türk Yargı Sistemi üzerinde bağımsızlık ve tarafsızlığı etkileyecek baskıların bulunduğu genel kabul gören uluslararası raporlara yansımıştır. Bu baskılara rağmen İstanbul Başsavcılığının sanıklar lehine karar vermiş olması ve Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyaları tefrik etmesi, tüm 15 Temmuz ölümleri ve bunlara ilişkin delillerin bağımsız, tarafsız ve vicdani bir bakışla tekrar değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca 15 Temmuz’u izleyen dönemde bazı ulusal yayın organlarının gerçeği araştırmadan maktulün ölümüyle ilgili insafsızca haberler yaptığı ve bu haberlerin bir iftiraya dönüştüğü çok açık bir şekilde görülmektedir.
SONUÇ: Başsavcılığın kararı açık bir şekilde maktulün ölümüyle sanıklar arasında bağın kurulamayacağını ortaya koymaktadır. Ancak her 15 Temmuz yıldönümünde 251 ölüme vurgu yapılarak, yargının sorumsuz tuttuğu kişilerin bile linç ediliyor olması anlaşılabilir değildir.
Yukarıda delillerini ortaya koyduğumuz dosyayı YouTube slayt videosu şeklinde takip edebilirsiniz.